elif şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elif şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2011 Pazar

bit palas






"gidemeyenlerden olmanın en kötü yanı gidememek değil kalamamaktır aslında; seni kışkışlayan topraklarda penah aramaktır hala..."


...

19 Nisan 2010 Pazartesi

mahrem







...

"gözbebeği; insanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir. karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini, aydınlık ve yakınlık küçültür. yani bu kararsız çember ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. yakına bakarken de küçüldüğüne göre yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. uzağın payına karanlık düşer. zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez. aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için maşuka gözbebeğim diye hitap edilir."

"...çünkü eğer gözbebeklerin yaralanırsa, bir daha asla aynı gözle bakamazsın dünyaya. baktığın her şeyin kötü yanını görmeye başlarsın. saklı kalmış pislikler bile kaçmaz gözlerinden. öteki insanlar da hissederler artık aynı şeyleri görmediğini ve artık onları sevmediğini. rahatsız olurlar. onlar da bir daha aynı gözlerle bakamaz sana. bu yüzden kimse seni yakınında görmek istemez. resim aynı resimdir aslında, değişen senin gözlerindir. eğer sen çıkarsan resimden, her şey eskisi gibi kalır, herkes rahat eder. şahsen bence en iyisi, gitmektir böyle durumlarda. üstüne üstüne gitmek, inadına..."

"var oldukları halde var olmayan, seyirlik oldukları halde ortalıkta görünmeyen insanlar vardı bu şehirde; cüceler, sakatlar, şişkolar... göze tuhaf görünen bütün insanlar. dışarının gözlerinden sakınan, evlerin mahremiyetine sığınan, varlıkları mahrem olan insanlar."

"bir uçan balonum ben. sönüyorum şimdi. havalandıkça hava kaçırıyorum. içime aldığım havayı, içine karıştığım hayata veriyorum. gövdem, üzerine inen sineklikten kıl payı kurtulup sersemlemiş bir sinek gibi vızırdaya vızırdaya, bir oraya bir buraya savruluyor havada. eğer aşağıda bana bakan bir yalnız çocuk varsa şu anda, gözden kaybolmak üzere olduğumun farkındadır herhalde ama zaten bu kadar seyretmek yeter. zaten daha fazla görülmek istemem. çünkü mahremdir hayat ve mahrem olan her şey gibi, bazı bazı ırak kalabilmelidir gözden, gözlerden.”

...

18 Aralık 2009 Cuma

araf



...



"burada çatılar çığlık atsa da konuşan sokaklardır.öfkesi bilenmiş, hüsrana bulanmış, tortu tortu keder ve katman neşeli seslerin karışımıyla sokaklara zonklar hayat; şehrin üzerinde asılı duran uğultuya eşlik eder denizin daimi hışırtısı, bu cehennemi tarrakayı önüne katıp götürmek istermiş gibi. bitimsiz dalaşların şehridir istanbul – erkeklerle erkekler, kadınlarla erkekler, hayatla ölüm arasında. velvele öyle kesiftir ki en hafif bir çıtırtı bile uzaklardaki bir çığlıkla bütünleşerek ana ezginin dokusunu emiverir.dikkatle kulak kabartırsanız alttan alta ritim fark edersiniz.istanbul’da sokakların nabzı, üzerlerinden akıp giden hayatınkinden daha ahenkli atar."



" grift sokakların şehridir bu şehir. sanki bütün bu abideler, asırlık malikâneler, genişleyen banliyöler hatta denizin kendisi dahi bulundukları yere sırf sokaklar onlara açılsın diye konmuşlardır. buna mükabil her sokak bir öte diyara uzanan geçitten ziyade şimdi tümüyle, dönüşsüzce kaybolmuş bir yoldan doğan sapaktır. istanbul'da önemli olan sokakların sizi götürdüğü yer değil kendileridir. belki de bu yüzden bütün şehir orta yerde kesiliveren çıkmaz sokaklarla doludur."

...




9 Ekim 2009 Cuma

şehrin aynaları





...


".. ve geçmişi sıla belleyenler ömür boyu gurbette yaşamaya mahkum olduklarına göre, ya hafızayı hatıralardan uzaklaştırmak lazımdı, ya da hatıraları ait oldukları zamandan. aksi takdirde acıtırdı geçmiş; boş yere yaralanırdı insan..."


"..ve kuvvetle hissediyordu birken iki olabilenin, iki iken sıfır olabileceğini..."


"bir mektup ne kadar cefa çektirebilirdi ki insana? altı üstü her mektup selâmla başlar, hatır sorarak devam eder ve iyi dileklerle, temennilerle sona ererdi. demek ki cefayı çektiren mektubun başı ya da sonu değil, tam orta yeriydi. bir arpa yolu boy mektubun başı ya sonu değil tam orta yeriydi. bir arpa boyu yol, "merhaba" ile "elveda" arasında... başı sonu belli bir hikayede müphem bir ara..."


...